ıssız bir adaya düşcek olsanız yanınıza alacağınız 3 şey nedir diye sorsalar, yanıma alacaklarımdan emin değilim ama yanıma almayacağım bir şeyden eminim derdim herhalde.
kendim.
evet de.. bu mantık olarak zaten olanaksız...kendiniz düşüyorsunuz o adaya. kendiniz olmadan kendiniz nasıl orda olabilirsiniz. ve tabi, kendiniz olmadan kendiniz nasıl olabilirsiniz. lütfen kendinizi de kendinizle götürün ki, soruya verdiğiniz enteresan cevabı bir de felsefeyle süslemeyelim.
şimdi, ben araplar buna fıtrat diyorlar. ben de kullanmayı çok seviyorum fıtrat kelimesini..araplardan dolayı değil..söylemesi güzel..fıtrat. ne güzel bak. neyse
fıtratım gereği hassasiyetlerinin yörüngesinden çıkamayan bir kendim var, kendimin içinde. ve kendimin içinde o kadar önemli bir yerde ki, kendimi kendimden çıkartabilmem mümkün olsaydı, elde kalan sonuç işte bu kendisinden kaçmaya çalıştığım ve kendisinden nefret ettiğim kendim olurdu. kendimle sorunlarım var. kendiyle sorunu olanların, her şeyle ve herkesle sorunu olur aslında dimi ? ama ben bu kadar trajik değilim henüz. insanlarla yani çoğuyla bir sorunum yok, işleyişten, düzenden de fazla şikayetçi değilim ve fazla sorunum da yok.. ama kendimle var işte..
neden var ?
bir insan yüzde yüz haklı olduğu konuda bile, karşı tarafın yapacağı savunmaya bakıp, gerçekliği olmadığı ve ikna edicliği olmadığı halde, kendisinin bu olayda yüzdeyüz haklı olmasından rahatsız olabilir mi ? keşke onun bu savunmasında gerçeklik payı olsaydı da, yanılan ben olsaydım diyebilir mi ? evet der. karşısındakini kendisinden çok seviyor ve kendisinden daha çok ona güveniyorsa, onun kendisini üzmemiş olması için, onun kendisini kandırmamış olması için böyle diyebilir.. ama benim şalterlerimi en son artıran olaydaki kişi bu tanımlamaya uyabilen biri asla değil. bundan çok ama çok eminim..ama yine de, kendimi kötü hissediyorum...
ona kötü davranmak zorunda kaldığım için kötü hissediyorum
o bunu haketmiş olmasına rağmen ve ben onun bu haketmişliğinin gereği neyse onu yapmış olmama rağmen kendimi kötü hissediyorum.
bazı insanlar tanıyorum..kendilerine yapılan hatalara karşı esneklikleri o kadar az ki! kırıldıkları an, kırmaktan, paramparça etmekten asla geri kalmıyor ve bunu yaptıkları için de asla pişman olmuyorlar. yine olsun yine yaparım diyerek devam ediyorlar hayatlarına ve yine böylesi bir hadiseyle karşılaştıklarında evet dediklerini yine yapıyorlar, kıranı kırıyorlar, acımayana acımıyorlar, değer vermeyene, değer vermiyorlar..
ben yapamıyorum...kırılsam da, kıramıyorum..üzülsem de üzemiyorum..objektif bir bakış açısı ile bakıldığında asla pişman olmamam gereken hareketlerde bulunduğum için pişman oluyorum..daha bir sürü şekilde tanımlayabilirim içimdeki uçurumu..hani defalarca düşüp, defalarca tırmandığım bu uçurumu..ama artık bu uçurumun dibinde mi kurmalıyım ben hayatımı ? bu aptal gerçekliği kabullenerek, kendisine ne yapılırsa yapılsın tepki vermeyen, veremeyen biri olarak mı yaşamalıyım...bana tokat atana diğer yanağımı mı çevirmeliyim, dövene elsiz sövene dilsiz mi olmalıyım... galiba evet..ve galiba ben böyleyim..ben o uçurumu çoktan kendime yurt edinmişim.
hadi, beni o uçurumun dibinde kurduğum hayattan kurtarmak için, birisi ıssız bir adaya bıraksın. ben hem o adayı hem de kendimi istediğim şekilde yaşayabileceğim bir yer yapayım...haydi!!!
ve işte bunu yapabilmem için, kendim olmamalıyım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
ahkam